Muğla’nın Milas ilçesi son yıllarda turizm yatırımlarıyla giderek daha fazla yapılaşma baskısı altına girerken, Boğaziçi Mahallesi’nde yeni bir otel projesi için düğmeye basıldı. Adabükü Turizm Otelcilik İşletmesi ve Pazarlama A.Ş. tarafından yapılması planlanan tesis için 512 milyon TL yatırım öngörülüyor. Projenin ÇED süreci, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’na bağlı birim tarafından resmen başlatıldı.
Yarımadada yeni yapılaşma tartışması
Otelin, Boğaziçi Mahallesi’nde 227 ada 217 parselde bulunan 14 bin 160 metrekarelik arazi üzerine inşa edilmesi planlanıyor. Son dönemde sit alanları, sulak alanlar ve kıyı bölgelerinin birbiri ardına imara açılması nedeniyle Milas–Bodrum hattındaki doğal dokunun hızla tahrip edildiği yönünde çevre örgütleri sık sık uyarıda bulunuyor. Yeni otel projesi de benzer bir tartışmanın fitilini ateşlemiş durumda.
Toplam 558 yatak, 249 oda
Planlanan tesis;
- 2 blok,
- 2 bodrum + zemin + 4 kat,
şeklinde inşa edilecek. Otel toplamda 558 yatak kapasitesine sahip olacak:
- 28 adet A tipi oda (tek yatak odası + yaşam alanı)
- 177 adet B tipi oda (ayrı yatak odalı, iki kişilik)
- 44 adet C tipi oda (iki yatak odalı, dört kişilik)
Son yıllarda su kaynakları azalan, altyapı yükü artan Milas bölgesinde devasa turizm projeleri için verilen izinlerin, yerel halk tarafından “sürdürülebilirlik” açısından sorgulandığı biliniyor.
ÇED süreci başladı
Projenin çevresel etkilerinin değerlendirileceği ÇED süreci resmen başlatıldı. Ancak bölgede daha önce yürütülen birçok projede olduğu gibi bu sürecin formaliteden ibaret olup olmayacağı şimdiden tartışma konusu. Doğal sit alanlarına komşu bölgelerde yükselen turizm tesisleri, özellikle kıyı ekosistemleri, yaban hayatı ve su kaynakları açısından ciddi risk oluşturuyor.
2013 yılında başladığım gazetecilik yolculuğumda insan hakları, hayvan hakları ve doğa savunusunu mesleki duruşumun merkezine yerleştirdim. Spor, ekonomi, siyaset, iklim ve gündem alanlarında haberler hazırladım; web yayıncılığında ve radyoda 1000 saati aşkın canlı yayında moderatör ve programcı olarak görev aldım. İki yıl boyunca sabah haberlerinin yapımcılığını üstlenerek yayın süreçlerini yönettim.
Çevre ve Şehircilik, Kültür ve Turizm, Tarım ve Orman bakanlıklarının kamu yararını gözetmeyen projelerini araştırmacı gazetecilik yöntemiyle ortaya çıkardım; Türkiye’nin en ücra köylerinde saha çalışmaları yaptım. Bu haberler süresince zaman zaman tehdit edilsem de kamu yararından ödün vermedim.
2021’de Antalya’da yaşanan Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınını günlerce sahadan takip ederek resmi kurumların ve sivil inisiyatiflerin mücadelesini belgeledim. Bu çalışmalarım nedeniyle Çağdaş Yaşam Derneği ve Türkiye Ormancılar Derneği tarafından “Doğa İnsan Ödülü” ile, yangını söndüren gönüllü ekipler tarafından ise teşekkür plaketiyle onurlandırıldım.
2022 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili danışmanı olarak görev alarak bakanlıkların rant yasalarına karşı mücadele ettim; kanun teklifleri, soru önergeleri, basın açıklamaları ve grup politikalarının hazırlanmasında aktif rol oynadım. Ana muhalefet partisinin ekonomi masasında milletvekillerine danışmanlık desteği verdim.
Dezenformasyon yasasının yürürlüğe girmesiyle yasa kapsamında hakkında soruşturma açılan ilk gazeteci oldum, ancak bağımsız gazetecilikten vazgeçmedim. 2023 Kahramanmaraş depreminde arkadaşlarımla birlikte devlet kurumlarının ulaşamadığı ilk günlerde Hatay’a insani yardım ulaştırdım; sosyal medya üzerinden bölgeden haber akışı sağlayarak dayanışmanın örgütlenmesine katkı sundum.
Bugün bağımsız gazeteci olarak çalışmalarımı sürdürüyor; hem Türkiye gündemini takip ediyor hem de uluslararası kriz bölgelerine yönelik saha haberciliği yapıyorum. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından, bölgedeki bilgi akışının zayıfladığı bir dönemde Ukrayna’ya giderek sahadan doğrulanmış haberler aktarmaya devam ediyorum.
Gazetecilik pratiğimi aktivizmle birleştiren bir anlayışla, kamu yararını temel alan haberciliği gücüm yettiğince sürdürmeye devam edeceğim.