YouTube yayınında sağ siyasete yönelik eleştirileri nedeniyle gözaltına alınan gazeteci-yazar Enver Aysever, bugün çıkarıldığı Sulh Ceza Hakimliği tarafından ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama’ iddiasıyla tutuklandı.
Türkiye’de son yıllarda gazetecilere yönelik baskıların sistematik hale geldiğini gösteren olayda, Aysever’in sözlerinin sosyal medyada kırpılarak manipüle edildiği belirtildi.
Gece yarısı gözaltı, öğleden sonra tutuklama
Aysever dün gece saatlerinde gözaltına alındı. Küçükçekmece Adliyesi’nde sabah saatlerinde ifadesi alınan gazeteci, saat 13.40 sularında tutuklama talebiyle Sulh Ceza Hakimliğine sevk edildi.
Kısa süren işlemlerin ardından hakimlik, Aysever hakkında tutuklama kararı verdi. Kararın hızla çıkması tartışmalara gebe.
Avukat: “Eleştiri özgürlüğü kırpılmış görüntülerle suçlaştırıldı”
Aysever’in avukatı, müvekkilinin düşünce özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken eleştirilerinin sosyal medyada manipülatif biçimde dolaşıma sokulduğunu vurguladı.
Avukatın açıklamasından öne çıkan bölümler şöyle:
“Yayının başı ve sonu kırpılarak bir algı oluşturuldu. Aysever’in sözleri bütünlüğünden koparıldı.”
“Enver Aysever bir anlayışı eleştiriyor; bu, düşünce ve ifade özgürlüğünün tam karşılığıdır.”
“Sosyal medya manipülasyonu ile gözaltına alındı.”
Avukat, Aysever’in kendisine selam gönderdiğini belirterek, gözaltı işleminin tamamen bir algı operasyonunun sonucu olduğunu söyledi.
Gazetecilerin üzerindeki baskı her geçen gün artıyor
Türkiye’de gazetecilere yönelik baskının boyutunu anlamak için uzaklara gitmeye gerek yok. Daha birkaç ay önce gazeteci Fatih Altaylı, YouTube kanalında yaptığı bir eleştiri nedeniyle gözaltına alınmış, ardından açılan dava sonucunda 4 yıl hapis cezasına çarptırılarak tutuklanmıştı. Altaylı’nın, düşünce özgürlüğü sınırları içinde kalan ifadeleri nedeniyle cezaevine konulması, Türkiye’de basın özgürlüğünün ne kadar daraldığını gösteren en çarpıcı örneklerden biri oldu. Şimdi ise benzer bir tablo Enver Aysever’in tutuklanmasıyla yeniden sahnede: İktidarın hoşuna gitmeyen her eleştiri, kırpılmış videolar ve sosyal medya linçleri eşliğinde “suç” haline getiriliyor; gazeteciler doğrudan yargı sopasıyla susturuluyor.
2013 yılında başladığım gazetecilik yolculuğumda insan hakları, hayvan hakları ve doğa savunusunu mesleki duruşumun merkezine yerleştirdim. Spor, ekonomi, siyaset, iklim ve gündem alanlarında haberler hazırladım; web yayıncılığında ve radyoda 1000 saati aşkın canlı yayında moderatör ve programcı olarak görev aldım. İki yıl boyunca sabah haberlerinin yapımcılığını üstlenerek yayın süreçlerini yönettim.
Çevre ve Şehircilik, Kültür ve Turizm, Tarım ve Orman bakanlıklarının kamu yararını gözetmeyen projelerini araştırmacı gazetecilik yöntemiyle ortaya çıkardım; Türkiye’nin en ücra köylerinde saha çalışmaları yaptım. Bu haberler süresince zaman zaman tehdit edilsem de kamu yararından ödün vermedim.
2021’de Antalya’da yaşanan Cumhuriyet tarihinin en büyük orman yangınını günlerce sahadan takip ederek resmi kurumların ve sivil inisiyatiflerin mücadelesini belgeledim. Bu çalışmalarım nedeniyle Çağdaş Yaşam Derneği ve Türkiye Ormancılar Derneği tarafından “Doğa İnsan Ödülü” ile, yangını söndüren gönüllü ekipler tarafından ise teşekkür plaketiyle onurlandırıldım.
2022 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde milletvekili danışmanı olarak görev alarak bakanlıkların rant yasalarına karşı mücadele ettim; kanun teklifleri, soru önergeleri, basın açıklamaları ve grup politikalarının hazırlanmasında aktif rol oynadım. Ana muhalefet partisinin ekonomi masasında milletvekillerine danışmanlık desteği verdim.
Dezenformasyon yasasının yürürlüğe girmesiyle yasa kapsamında hakkında soruşturma açılan ilk gazeteci oldum, ancak bağımsız gazetecilikten vazgeçmedim. 2023 Kahramanmaraş depreminde arkadaşlarımla birlikte devlet kurumlarının ulaşamadığı ilk günlerde Hatay’a insani yardım ulaştırdım; sosyal medya üzerinden bölgeden haber akışı sağlayarak dayanışmanın örgütlenmesine katkı sundum.
Bugün bağımsız gazeteci olarak çalışmalarımı sürdürüyor; hem Türkiye gündemini takip ediyor hem de uluslararası kriz bölgelerine yönelik saha haberciliği yapıyorum. Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından, bölgedeki bilgi akışının zayıfladığı bir dönemde Ukrayna’ya giderek sahadan doğrulanmış haberler aktarmaya devam ediyorum.
Gazetecilik pratiğimi aktivizmle birleştiren bir anlayışla, kamu yararını temel alan haberciliği gücüm yettiğince sürdürmeye devam edeceğim.